29 Aralık 2017 Cuma

PHUKET...

Bu blogu 7 sene önce, gecirdiğim güzel zamanları ileride hatırlayıp yine yine yeniden mutlu olmak için yazmaya başlamıştım.Yeni yerler görmek, güzel lezzetler tatmak, günümüz dünyasında hala güzel kalabilen insanlarla tanışmak...Sanırım beni en çok mutlu eden şeyler... Şöyle bir baktım da en son 3 sene önce yazmışım, çoook uzun bir ara gercekten...Hayatımda güzel değişiklikler oldu ,aklımın ucundan bile geçirmeyeceğim şehirlere ve ülkelere gittim ,nefis yemekler yedim, harika anlar biriktirdim. Ama baktım ki zaman gectikçe bunları unutmaya başlıyorum ve şehirler zihnimde birbirinin aynısı olmaya başlıyor tekrar yazmaya karar verdim.Ve açılışı geçtiğimiz kasım ayında gittiğim Phuket le yapıyorum...
James Bond Island..




Leonardo Di Caprio nun Beach filmindeki meşhur Phi Phi Island..





Sanırım en sevdiğim yer aşağıda yer alan lagundu...Kayaların arasında kanoyla yerli halk sizi gezdiriyor hatta kayaların altından kanoya yatarak gecip doğa harikası yerlerde aniden kendinizi bulabiliyorsunuz.Suyun dibi görünmese de kanocunun da gazıyla suya atlayıp yüzdüm.Harika bi denyimdi yemyeşil suda yüzmek.Ama inanılmaz kalabalıktı.Yine de en sevdiğim yer olarak kaldı aklımda...




ve tabiki akşam çılgın partileriyle ünlü Paradise Beach. YArım ay zamanında half moon party, dolunay zamanında da Fullmoon partisiyle meşhur.Gece 00 da ateş yakarak ayın hallerini kutluyorlar ve sahnede başarılı Dj ler sizi coşturdukça coşturuyor.Gündüz ise sakin, yemekleri de gayet lezzetli....









Şehirden uzak el değmemiş kumsallara günlük turlarla gittiğimiz Raya Island da harikaydı gercekten....





Gece hayatıyla ünlü olan Phuket için cok da fazla söze gerek yok aslında.Biz en canlı olan Patong Beach de kaldık.Tüm Phuketin kalbi burda Bangla Street de atıyor.En ünlü gece klüpleri, birbirinden canlı ve ilgi çekici showlarıyla en kalabalık en gürültülü caddesi.Yürürken sizi sağdan soldan çekiştirip showlarına davet için adeta cırpınıyorlar ama ben bu caddede en cok Street Food denilen açık hava yemek pazarlarına bayıldım.pis gibi görünse de hiç ayırt etmeden coğu seyin tadına bakmaktan hiç çekinmedim :) Phuket deniz ürünleriyle meshur tabiki ama ben genel olarak Tai mutfağına bayıldım.Bol acılı baharatlı pirinçli :)
Tatlı olarak da tabiki Mango Stick Rice :) .çorba olarak da Tom Yum Soup :)


Mango Stick Rice






Tom Yum Çorbası









ve Meşhur Bangla Street...



the END...









3 Ağustos 2014 Pazar

Bana dair...

Kendimi bildim bileli,bulunduğum yerde değil, başka bir yerdeydim ve yaşadığım zamanda değil, başka bi zamandaydım. Bu hep böyle... Sanki hayatım boyu kalabalık bir havaalanında elimde bavulumla oturuyorum.birileri geliyor, birileri gidiyor.Herkes nereye ait olduğunu ,nereye gideceğini biliyor.Hatta saat kaçta gideceğini, onu kimin karşılayacağını... Bense bir türlü nereye gideceğimi, nereye gitmek istediğimi bulamıyorum. Evet elimde bavulumla oturuyorum.Sürekli açılan sonra yeniden toplanan bi bavul.Ama insan yanlızca giysilerini koymuyor onun içine bir yerden ayrılırken...Bütün o zamanın içinde birikmiş o duyguları,hüzünleri,mutlulukları,acıları,yıpranmışlığı,anıları ve her seferinde kendi kendine sorduğu ama cevabını pek bulamadığı bir sürü soruyu da doldurup gidiyor. Kimbilir, belki de gercekten gizemli olan bir şey var, hepimiz için ayrı yazılmış,şifreli bir yazı gibi, ne yaparsak yapalım bizi yine o kurguya çeken,kendi verdiğimiz kararlarla hayatımızı kurduğumuzu sanırken aslında önceden tasarlanmış bir sahnenin oyuncusu yapan... Bizim dilimizde buna "alınyazısı" deniyor. Hayatın bizim için sözümona önceden tasarlanmış kurgusunun "yazı" olarak adlandırılması ne tuhaf ? Sanki bütün bir hayat o, anlatılması imkansız sayısız anla, tümüyle hatırlanması mümkün olmayan karmakarışık raslantılarla, varolan ve olmayan , gördüğümüz yada yanlızca düşündüğümüz , yaşadığımız yada yanlızca hayal ettiğimiz sonsuz görüntüyle bir kağıda geçirilmiş ve sözcüklere dökülmüş gibi... İnsan bir gün evden cıkıyor ve hiçbir zaman önceden kestiremeyeceği maceralara sürükleniyor,Alıştığı , kendisini güvende hissettiği, ağır büyük kapılarını istediği zaman sıkı sıkı kilitlediği , surlarla , gözetleme kuleleriyle çevrili iç ülkesinden çıkıp tanımadığı insanlarla dolu bilinmedik yerlere, ne aradığını bilmeden , biraz korkarak ama aynı zamanda karsı koyamadığı bir merakla belki de asla bulamayacağı bir gizemin peşinden gidiyor. En gülünç olan da, bütün bunları kendisinin kurguladığını sanması :) Ona verilmiş ama belirlenmemiş bir zaman parçasının biderek azaldığını hissediyor ama gercekte anlayamıyor. Aslında bir anda , beklenmedik bir biçimde son bulacağını bilse de bitmeyeceğine inanıyor. Çoğu kez o tükenip giden zamanın değerini hiç bilmeden ve uolda karşılaştığı onca şeyi aslında hissedemeden , onca rastlantının birbiryle olan bağını bike kurmüamadan bir yere varmaya cabalayıp duruyor. Görüntüler hızla geçip gidiyor. Bunca yıldan sonra, bunca yoldan sonra , bütün o kaçışların, uzaklara gidişin, sonsuz arayışın sonunda aslında hep aynı yere döndüm. Oradayken başka yerlerde olmak istedim, gittiğim yerlerdeyse hep orada olduğumu hissettim. Sanki yerçekimi gibi garip, anlatılması zor bir güc beni yeniden oraya çekti hep her seferinden... Çıkıp başka bir yere gitmeye çalıştığım kendi içime... Çocukluğuma... Ve bunca anıdan , bunca görüntüden,geçip giden günlerden,gecelerden,mevsimlerden sonra,onca kitaptan,onca yazıdan,artık bir araya geyirmekte, eskisi gibi kesin cümleler kurmakta zorlandığım onca bilgiden sonra bile birbütün bunların gerçekten de alnıma "yazılmış" olup olmadığını bilemiyorum. Ama öyleyse bile hiç değilse baştan okumamıza izin verilseydi. Olmuyor ki, bellek siliniyor,anılar birbirine karışıyor, yüzler , sesler , ne yaparsanız yapın silikleşiyor, " nasıl olsa yeniden yaşama şansın yok " dermiş gibi aldırışsızca her birini bir yere savurup atıyor. Bütün bu kaçışın, çoğu zaman ne olduğunu bilmediğimiz arayışın,sayısız insan ve görüntünün , gülüşlerin, ağlayışların,yalnızlıkların ve kalabalığın sanki bir belleğin bütün karmaşası silinmiş,berraklaşmış gibi hissederken , bütün bu raslantıların, anladığımızı sandığımız ama çoğu kez hiç anlamadığımız şeylerin ardından geri geldiğimde, her yerde ve burada , gerçekte aradığımız neyse, artık onu bulamayacağımızı biliyorum. Ve tıpkı kitapta yazıldığı gibi , bütün bu dünyanın bir "oyun ve oyalanma " olduğunu da...

29 Aralık 2013 Pazar

BALLIKAYALAR TABİAT PARKI

Geçtiğimiz yazın sonlarında Karamürselden dalıştan dönerken Gebze yakınlarında insanın oldukça feraha erdiren güzel mi güzel bi tabiat parkından bahsedeceğim. Fotoğrafları kucalarken çıktı karşıma,burası eskiden milli parkmış tabiki hazin son gerçekleşmiş ve keşfedilince alanı gitgide darlaşmış. Şimdilerde trekking ve tırmanış için İstanbula en yakın ve en ideal yerlerden biri. İçinde yemyeşil, ördeklerin yüzdüğü huzurlu bir gölü bile var. Tabi yurdum insanının mangal fantezisinden de oldukça nasibini almış bir yer haline çoktan gelmiş bile. Bizde ramazan dolayısıyla fazla kalabalık olmayısından güzelce tadını çıkarabildik buranın. Sade bir piknik ve arkasından kayalara tırmanarak çok güzel vakit geçirdik. Havanın güzelleşmesiyle yine ilk fırsatta soluğu alacağımız yerler arasına çoktan girdi bile :)

Fotoğraflarla OMSK....

Bir kaç fotoğraf daha paylaşmak istedim Omsk ile ilgili. İşte Dostoyevskinin meşhur müzesi...